Author Archives: dogantoker

İSLAM ÜMMETİNİN SORUNU

Hamd ,Alemlerin Rabbi Allah’a ;salat ,O’nun mahlukatının en hayırlısı Muhammed’e (sav), âline ve bütün ashabına olsun.

Ümmeti Muhammed bugün ne haldedir ve bu halden kurtulmak için çözümler nelerdir diye her gün onlarca kez dile getiriliyor . Lakin çözüm nedir dediğimizde herkes sus pus oluyor, kabuğuna çekiliyor , devekuşu misali başını kuma gömüyorlar .

Bizler ümmetin sorununu ve çözümünü dile getirmeye çalışacağız inşaalah …

Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) günümüze ışık tutmakta ve şöyle buyurmaktadır;

”Öyle bir gün gelecek ki; kafirler, aç kurtların leşe saldırdıkları gibi size saldıracaklardır.

Sahabe sorar: ”Biz o gün sayıca az mı olacağız ya RasulAllah?”

”Hayır! Aksine sayınız fazla olacak. Ama selin önündeki çer çöp gibi olacaksınız. Zira Allah heybetinizi(korkunuzu) düşmanlarınızın kalbinden çekip alacak ve sizin kalbinize vehen yerleştirecek.”

Sahabe Yine Sorar: ”Vehen nedir ya RasulAllah?”

”Dünyayı sevip, ölümü kerih görmektir.(ölüm korkusu).”

 (Ebu Davud)

Ümmet Peygamberimizden sonra birçok ayrılığa düşmeye başladı . Bunlar daha çok fikri ayrılıklardan oluşuyordu.  14 asırdır bu ayrılıklar sürmektedir.  Birçok batıl görüşler dine sokulmaya çalışıldı, bu uğurda bir çok kez savaşlar dahi yapıldı.

Kurtuluşa erenler ise sadece KURAN ve SÜNNETE tabii olanlardı.  İnsanlar dünyaya öyle bir bağlandılar ki öyle bir sevgi beslediler ki Allah’ın (svt) dininden şeriatinden yüz çevirdiler bunun yerine kendi elleriyle çıkardıkları  sistemlere, yasalara uydular .

Ümmet ne zaman ki Allah’ın şeriatinden yüz çevirdi o günden beri üzerlerine pislik yağmaktadır.

Hele son bir iki asırdır Halifeliğin tamamen kaldırılması ve Müslüman devletler arasına sınırlar çizilmesinden sonra Ümmetçilik bağları tamamen kopmuştur. Bu durumdan sonra zulümler artmaya kanlar akıtılmaya başlandı.  Resmen ümmet uykudaydı. Yanı başında Müslüman kardeşi zulüm altında iken eli kolu bağlı şekilde umursamaz tavırlarla onları zulümle baş başa bıraktılar.

Bu sözlerimi sadece Türkiye için kullanmıyorum. Bugün kendisini İslam Devleti görüpte Batının kuklası haline gelmiş tüm sözde İslam Devletlerine sesleniyorum.

İnsanları her alanda öyle bir uyutmayı başardılar ki kimse halinden şikayetçi değil ,öyle bir din anlayışı empoze ettiler ki kimse neye inandığını sorgulamaz oldular.  Demokrasiyi öyle bir ümmetin arasına yerleştirdiler ki kendisine Müslümanım diyen insanlar bugün Demokrasinin bekçiliğini ,sözcülüğünü yapar oldular.

Gençlerimizi yani  bizleri  teknolojiyi ve eğitimi kullanarak sisteme köle yaptılar. Gençlik telefon ve sosyal medya yoluyla beyinlerini sulandırdı . Sistem ne söylerse neyi savunmasını söylerse sorgulamadan aklını kullanmadan kabul etmektedir.

Ümmetin halini görüyoruz . Suriye’de ,Irak’ta ,Doğu Türkistan’da ,Afganistan’da ,Yemen’de  ve dünyanın dört bir yanında Müslümanlar inim inim inliyor .Kadınlar ,çocuklar öldürülüyor.

Bunun yanında kendilerine Müslümanım diyen gruplar birbirleri ile savaşmakta her grup kendini hak görmektedir. Bu durum kafirin ekmeğine yağ sürmekten başka birşeye yaramamaktadır.

Bunların en başlıca sebebi Müslümanların Allah’ın dininden , şeriatinden yüz çevirmeleridir.

Allah’ın dininden yüz çevirdik kendi elimizle ortaya çıkardığımız inançlara ,sistemlere uyduk ve bu uğurda çalıştık.

Eğer bizler tekrar İslam Devleti olmak istiyorsak ümmetin kurtuluşunu istiyorsak ,yeryüzünde İslam hakim olsun istiyorsak tek çözümü var o da Allah’ın şeriatine dönmektir.

Tek partili sistemleri denedik olmadı,

Çok partili sistemler denendi olmadı,

Demokrasi her alanda uygulanmaya çalışıldı olmadı,

Sosyalizm , kemalizm gibi batıl ideolojiler denenmeye çalışıldı olmadı,

OLMADI OLMUYOR OLMAYACAK !

Tekrar izzetli günlerimize dönmek istiyorsak İslama sarılmamız,hayatımızın her alanında uygulamaya geçirmemiz gerekir.

Ve bu uğurda mücadele eden cihad eden kanlarını mallarını bu uğurda feda eden Mücahit kardeşlerimize ,ilim ehline desteklerimizi her daim vermemiz gerekir .

Onlar ümmetin namusunu ayakta tutmaya çalışan bunu için kendi canından vazgeçen Müslümanlardır.

Rabbim senin rızan için çalışan Müslüman kardeşlerimize yardım eyle.

Rabbim Suriye’de ,Irak’ta ,Doğu Türkistan’da ,Yemen’de , Filistin’de , Afganistan’da ve Dünyanın dört bir yanında  zulüm gören Müslümanlara yardım eyle ve onlara yardım eden bir ümmet olmayı nasip eyle .

ALLAHÜMME AMİN…..

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

TEVHİD İNANCI

Hamd ,Alemlerin Rabbi Allah’a ;salat ,O’nun mahlukatının en hayırlısı Muhammed’e (sav), âline ve bütün ashabına olsun.

TEVHİD , kişinin Allah’ı (svt) birlemesi gereken konularda itikadi ve ameli olarak Allah’ı (svt) birlemesidir.

Allah ( svt)  EN’AM SURESİ 102 ve 103.  Ayetlerinde kendisinden şöyle bahsetmektedir;

ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍ فَٱعْبُدُوهُ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ لَّا تُدْرِكُهُ ٱلْأَبْصَٰرُ وَهُوَ يُدْرِكُ ٱلْأَبْصَٰرَ ۖ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ

“ İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir. Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.”

İslam dini Tevhid inancı üzerine kurulmuş bir dindir.  İslam dini geldiği vakit yeryüzü şirk bataklığında yüzüyordu.  İnsanlar  Tevhid dininin merkezi sayılan kabeye dahi putlar dolduracak kadar azgınlaşmıştı.

Bunların yanında semavi dinlerde bile şirk putçuluk yayılmıştı.  

İşte İslam bu noktada  sadece Allah’a (svt) kulluk yapmaya ,şirk ile mücadele etmeye davet etmiştir.

Zaten baktığımızda fıtrat gereği olarak da üstün bir yaratıcının olduğunu ve bu güce yöneldiğini er geç görmektedir.

Tevhidin İmanın özü olduğunu bilmeliyiz. Eğer inancımızda tevhid yoksa orada mutlaka şirk , bid’at,küfür  masiyetler vardır. 

Bizler Müslüman olarak her amelimizi ,her işimizi sadece Allah’a (svt) has kılarak yapmalıyız. Eğer ne zaman ki amelleri bir başkasına yapmaya başlarsak burada şirk ortaya çıkacaktır.

Tevhid inancında olmazsa olmaz ilkeler şunlardır;

  • Tağutları inkar edip Allah’a iman edeceksin.
  • Tağutlara ibadet eden ,onları dost edinenlerden uzak kalacaksın.
  • İbadetlerinde yalnız Rabbini ta’zim edeceksin.
  • Allah’tan başka kimseye dua etmeyeceksin.
  • Allah’tan başkasından yardım dilemeyeceksin.
  • Allah’tan başka kimseyi kanun koyucu ve hükmedici kabul etmeyeceksin.
  • Allah’tan başkası adına kurban kesmeyeceksin.
  • Kabirlerden ,türbelerden yardım dilemeyeceksin.
  • Allah’tan başkasına Muhakeme olmayacaksın.

İşte Müslümanda Tevhid İnancı bu şekilde olursa kopmak bilmeyen sağlam bir ipe tutunmuş olur. Bunlar yok ise kişi şirk ve küfür bataklığına düşmüş demektir.

Rabbimiz bizleri TEVHİD İNANCINI tam anlamıyla yaşamayı ve anlatmayı nasip etsin. Bizleri şirkten ,küfürden ,bid’atlerden uzak kalmayı ; Tağuta kulluk etmekten bizleri muhafaza eylesin. Bizleri TEVHİD SANCAĞI altında haşreylesin….

Allahümme amin.

CEHENNEM KORKUSU

Hamd ,Alemlerin Rabbi Allah’a ;salat ,O’nun mahlukatının en hayırlısı Muhammed’e (sav), âline ve bütün ashabına olsun.

Allah (svt) ,Tahrim suresi 6. Ayette şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizi (ailenizi, neslinizi, kardeşlerinizi, eliniz ve emriniz altındaki kimseleri cehennemdeki) ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır; (cehennemin) üzerinde (görevli) oldukça sert, güçlü ve şiddetli melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse (kesinlikle yerine getirirler), O’na isyan etmezler ve emredildiklerine göre hareket ederler.”

Rabbimiz bizlere sürekli cehennem ateşinden korunmamız gerektiğini birçok  ayetinde ifade etmiştir. İnsanoğlu da her daim içinde cehennem ateşine karşı bir korku ile hayatına devam etmekte ama o ateşten kurtulmak için gereken çabayı sarfetmemektedir. Sadece lafta korkularımızı dile getirirken amel kısmında sanki ateşten korkmuyormuşuz gibi bir durum içindeyiz.

Bu özgüven nereden bize geliyor acaba?

  • Amellerimize mi güveniyoruz ?
  • Kıldığımız üç beş rekat namaza mı güveniyoruz?
  • Tuttuğumuz oruçlara mı güveniyoruz?
  • Verdiğimiz üç kuruş sadakaya mı güveniyoruz?

Hiç kimsenin azabından kurtulamayacağı cehennemden korkmak veya korktuğumuzu iddia etmek istiyorsak bunu yaşantımıza ,amellerimize ,ehlimize yansıtmamız gerekmektedir.

Müslüman olarak Allah’a (svt) karşı her daim korku ve ümit içinde olmalıyız.  Korku ve ümit bir arada ve eşit derecede olması gerekmektedir. Sadece korku ile yaklaşılması da sadece ümit ile yaklaşılması ulema tarafından güzel görülmeyip çirkin bir iştir diyenler de olmuştur.

Ateşten korkmanın gayesini Süfyan b. Uneyne şöyle ifade etmektedir:

“Allah (svt) ateşi bir rahmet olarak yarattı ve kullarını onunla korkutup haramdan vazgeçip terk etmelerine vesile kıldı.

Asıl gayemiz; Allah’a (svt) itaat etmek ,sevdiklerini ve razı olduklarını yapmak ,yasakladıklarını da terk etmektir.g

Selef alimlerimizden öyleleri vardır ki , onlar dünya ateşini gördüklerinde bunu ahiret ateşini hatırlattığı için oldukları yere yığılırlarmış.

Bazı alimler ise cehennemi düşünmekten gecelerini uykusuz geçirmektelermiş.

Bir rivayete göre İbn Cüreyc ‘e “Duydum ki hiç gülmüyormuşsun “ diye sorduklarında şöyle cevap vermiştir:

“Cehennem ateşi tutuşturulmuş, kelepçeler hazır hale getirilmiş, zebaniler hazır beklerken ben nasıl  gülebilirim? “.

Bir rivayete göre “ Ebu Musa el-Eş’ari Basra’da hutbe verirken Cehennem’den bahsetti ve gözyaşları minbere düşene kadar ağladı. O gün insanlar hüngür hüngür ağladılar.”

Son olarak İbn Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (sav) bir hutbede şöyle buyurdu: “İki büyük şeyi unutmayınız: ‘CENNET ve CEHENNEMİ’ “. Gözyaşları mübarek sakallarının etrafını ıslatana kadar ağladı,sonra şöyle buyurdu:

“Muhammed’in nefsinin elinde bulunduğu Allah’ a yemin olsun ki eğer benim ahiret hakkında bildiklerimi bilseydiniz dağlara çıkar ve başınızın üzerine toprak atardınız.”

Rabbim bizlere de AHİRET ve CEHENNEM şuurunu hayatımızda tam anlamıyla tatbik etmeyi ve ehlimize ,çevremize tatbik ettirmeyi nasip etsin. Bizleri Cehennem ateşinden muhafaza eylesin .

ALLAHÜMME AMİN ECMAİN …

ZORLUKLA BERABER GELEN HAYIR

Hamd , Alemlerin Rabbi Allah’a ;salat ,O’nun mahlukatının en hayırlısı Muhammed’e (sav), âline ve bütün ashabına olsun.

Allah(svt) Bakara suresi 216. Ayette buyuruyor ki:

“…Hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlı olabilir. Sevdiğiniz bir şey de sizin için şer olabilir.Allah bilir siz bilmezsiniz.”

İnsan başına gelen zorluklarda hemen peşin hüküm kesmemelidir. Belki başına gelen bir zarar ,peşinden bin hayır getirecektir. Belki de hayır gördüğümüz bir olay sonrası daha büyük zararlar ile karşı karşıya kalabilirsin. 

Müslümana yakışan ise , her iki durumda da Allah’a (svt) sığınmalı ve her iki durumun da kendisi için hayır olmasını dilemesidir.

İslam tarihine baktığımızda bir çok alimin başına gelen musibetlerin nasıl bir hayra dönüştüğünü görebiliriz.  Mesela;

İmam Serahsi rahmetullahi aleyh kuyuya atılmıştı. Bu süreçte kuyuda İslam Hukuku alanında 20 ciltlik bir eser ortaya koymuştur.

İbn Esir rahmetullahi aleyh  evinde hapsedildi. Bu tutukluluk sürecinde ortaya hadis ve tarih alanında en gözde eserlerden bir kaçını kaleme aldı.

Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyh  türlü işkencelere maruz kaldı hapis cezaları aldı. Ama görüyoruz ki bugün dört büyük mezhep imamından biri olarak adını yazdırmıştır. Milyonlar onun yolunda ilerlemektedir.

Şeyhul -İslam İbn Teymiyye rahmetullahi aleyh  birçok işkence ve zulme uğradı. Hapsedildi lakin bu süreçte ümmetin asırladır istifade ettiği onlarca eser ortaya koydu.

Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz lakin burda dikkat çekmek istediğimiz nokta , başımıza gelen bir sorunda ,bu duruma nasıl bakmamız gerektiğidir.

Alimlerimiz kadar belki zorluklar yaşamıyoruz , ama her ne yaşıyorsak bilmeliyiz ki bu Allah (svt) tarafından bize imtihan olarak gönderilmiş olmasıdır.

Zorlukla beraber elbet bir kolaylık vardır . Önemli olan bu zorluklar karşısında her daim olumlu yaklaşmak ve buna göre hareket etmeye çalışmaktır.

Darda kaldığımızda dua edeceğimiz ve bize karşılık veren bir Rabbimizin olduğunu unutmamalıyız.

Hatta bir ayette Rabbimiz (svt) şöyle seslenmektedir:

“Darda kalana kendine yalvardığı zaman cevap veren kimdir ?” (Neml ,62)

Biz biliyoruz ki ; derdimize derman yollayan, dualarımıza icabet eden ,ismi anıldığında kalplere huzur veren ,bizi bizden daha iyi bilen ,kullarına asla zulmetmeyen RABBİMİZ YÜCE ALLAH(svt) ‘dır .

Rabbim , hakkıyla kendisine kul olmayı ,göndermiş olduğu zorluklara karşı sabretmeyi , her türlü durumun lehimize olmasını nasip etsin.

SELAM VE DUA İLE…

İSLAM’DA DAVETÇİ VE ÖZELLİKLERİ

Hamd ,Alemlerin Rabbi Allah’a ;salat ,O’nun mahlukatının en hayırlısı Muhammed’e (sav), âline ve bütün ashabına olsun.

İslam dini  insanlara davet yapmayı ,Hakkı gizlemeden haykırmayı, insanların kınamasından çekinmeden hakikatleri dile getirmeyi emreder.

Kendini davetçi kabul eden bir Müslüman ,bir çok fedakarlıklara sabır göstermesi gerekir. Çünkü  davetçi yeri gelir zalimler ,müşrikler ,kafirler topluluğu tarafından eziyete uğrayabilir ,ailesi ile tehdit edilebilir, mal-mülk teklif edilerek davetinden vazgeçmesi istenebilir.

Günümüzde davetçi olarak ortaya çıkan birçok kişi zamanla değişebilmekte ,canını ortaya koyduğu davasında  defalarca tavizler vermeye başlamaktadır. Bu duruma düşmemek için her daim Kuran ve sünnete bağlı  kalarak ,hayır ve şerrin Allah’tan (svt) geldiğini, O’nun izni olmadan yaprağın dahi yerinden oynayamayacağını  unutmayarak, başına gelen imtihanlara hemen pes etmemesi gerektiğini bilmesi gerekir.

Eğer böyle olmazsa küçük bir imtihanda dahi davasından taviz vermeye başlayacaktır. Bu durum da İslam düşmanlarının  ekmeğine yağ sürmekten başka bir şeye yaramayacaktır.

Burada bir İslam Davetçisinde olması gereken birkaç özelliği zikretmek istiyorum;

  1. Davetçi Allah’ın dini yeryüzünde hakim olsun diye gece gündüz bu uğurda çalışır.
  2. Davetçi güzel bir ahlak ve merhamet  sahibidir.
  3. Müminlere karşı şefkatli; zalimlere, kafirlere karşı öfkelidir.
  4. Davetçi batıla yanaşmaz , Hak’tan ise ayrılmaz.
  5. Her daim rehber olarak yanına KURAN ve SÜNNETİ alır.
  6. Nefsini yüceltmeye kalkmaz.
  7. Yeri geldiğin de en sevdiklerini bu uğurda feda etmeye hazırdır.
  8. Allah’ın (svt) kendisine haram kılmış olduğu şeylerden gözlerini çevirir.
  9. Geceler onlar için birer ibadet vakti olup,bolca tevbe istiğfar ederek bağışlanma dilerler.
  10. Gündüzler onlar için kıyam vaktidir.
  11. Kalpleri mahzundur, nefisleri iffetlidir.
  12. Kınayıcının kınamasından çekinmezler .
  13. Emanete sahip çıkar, komşu haklarını gözetir.

Rabbim bizleri de birer İslam Davetçisi eyleyip bu davada canımızla, malımızla, sevdiklerimizle mücadele etmeyi nasip eylesin .

SELAM VE DUA İLE …

İMTİHAN KARŞISINDA SABRETMEK

Hamd ,Alemlerin Rabbi olan Allah’a (svt) ;salat ,O’nun mahlukatının en hayırlısı Muhammed’e (sav), âline ve bütün ashabına olsun.

Allah (svt) Enbiya suresi 35. Ayette buyuruyor ki;

‘Sizi bir imtihan olarak kötülüklerle ve iyiliklerle sınayacağız. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.’

Ayete baktığımızda dünyaya geldiğimiz günden itibaren hayır ve şer ile imtihan edildiğimizi görmekteyiz. Bu ayette bahsi geçen hayır ve şerrin içini doldurmak mümkündür. Bazı müfessirlere göre bu kavramlar , zenginlik-fakirlik,helal-haram,sağlık ve hastalık olarak yorumlanmaktadır.

Sonuç olarak baktığımızda fakirlik,zenginlik ,sağlık, hastalık,helal ve haramlar başlı başına birer imtihan olarak karşımıza çıkmaktadır.

Allah (svt) , kullarını bu çeşitli yollarla bir nevi iman testine tabi etmektedir.Bu testi geçen kullara mükafat,geçemeyen ve isyan eden kullara ise çetin bir hesap vardır.

Kul imtihan sürecinde her daim Allah’a (svt) yönelmeli,başına gelen musibetlerin kendi elleriyle yaptığından kaynaklandığını unutmamalı ve bu süreci de bolca istiğfar ve iç hesaplama ile geçirmelidir.

Rabbimiz (cc) bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

‘Size isabet eden herhangi bir musibet kendi ellerinizin kazandığı yüzündendir.Üstelik  Allah (svt) hatalarınızın birçoğunu affetmektedir.’   ( ŞURA-30)

Bizler bela ve musibetlerin bizi yaratan, bizi bizden daha iyi bilen ,rahmeti bol olan Rabbimizden geldiğini ,şifasınında ancak O’ndan geleceğini unutmamalıyız.

Şifayı insanlarda ,türbelerde ve cansız varlıklarda değil,Şafii olan Allah’tan (svt) beklemeliyiz. Dertlerimizi herkese anlatarak asla çözüme ulaşamadığımızı görmekteyiz. Üstelik dertlerimiz daha da büyümektedir.

Rabbimizden ümidimizi kesmeden sabır ve ümit ile beklemek ve bu süreçte elimizden geldiğince sıkıntılarımızı sadece Allah’a (svt) arzetmeliyiz.

Kolaylıkta ve zorlukta sadece Allah’a dua eden ve sadece O’na  yönelen kullara  selam olsun….

MERMİ GİBİ OLMAK

Hamd ,Alemlerin Rabbi Allah’a ( Subhanehu ve Teala) ;salat ,O’nun mahlukatının en hayırlısı Muhammed’e (sav), âline ve bütün ashabına olsun.

İnsanoğlu Dünya’ya gelişinden itibaren Allah ‘ın ( Subhanehu ve Teala) sunduğu birçok nimetle karşılaşır. Bu nimetler karşısında kimi insan şükrederken kimi insan şükretmek yerine daha da azgınlaşarak isyan etmeye kadar ilerler. Verilen nimetler şükretmeyi ve kendisine ,çevresine faydalı şekilde kullanmayı da beraberinde getiriyor. Ama ne yazık ki insanoğlu Allah ‘ın ( Subhanehu ve Teala) vermiş olduğu nimetler karşısında şükretmek ,daha fazla kulluk etmesi gerekirken nankör olmayı, daha da azgınlaşarak nimetleri kendisinden bilmeye başladı.

Bu nimetler , kimi zaman hayır da kullanıldı kimi zaman da şer işlere alet edildi. Yeri geldiğinde dilimize sahip çıkamadık nice kalpler kırdık,yeri geldiğinde haksızlıkları görmezden geldik. Bu halimiz bizleri birbirimizden ayrıştırdı,ötekileştirdi. Bizden olmayana düşman gözüyle bakmaya başladık,dinlemeyi unuttuk,saygı ve sevgiye dair söylemler tarihe karışır hale geldi. Bunların ana sebebi ise verilen nimetlere şükretmeyip nankörleşmemizdir. Ne zaman ki şükrü terkettik, nimetleri kendimizden veya başkalarından bildik ve daha çok mal biriktirme hayaliyle kulluğumuzun gerektirdiği hallerden uzaklaştık; Allah ( Subhanehu ve Teala ) ,rahmetini üzerimizden çekip aldı.

Her verilen nimetin bir de hesabı olduğunu unutmamak gerekir. Kaybolan bu düşünceleri hatırlayıp tekrardan hayata entegre etmek ve bu unutulmuş ,anlamını yitirmiş kavramları tekrar yeşertmek için harekete geçmemiz gerekiyor. Rabbimizin nimetlerini rızasını kazanacak şekilde kullanmak zorundayız. Eğer ki amacı dışında ve şer işlere alet edecek olursak Allah ‘ın ( Subhanehu ve Teala) rahmetini yitirmiş ve ziyana uğrayan kullarından oluruz.

Bir misal verirsek;

Bu mermiler beyin cerrahide tümör ameliyatlarında tedavi amaçlı kullanılıyor. Aynı mermileri bir namluya sürdüğümüzde ise bir cana mâl olabiliyor. sonucu senin kullanım şeklin belirliyor, işte imtihanda tam bu noktada başlıyor.

Başka bir misal verelim;

Mesela ‘dilimiz’:
dilinle kalp mi kırıyorsun, gönüller mi yapıyorsun? Sadra şifa kelimeler mi çıkıyor ağzından yoksa kişinin elinde kalan son umudunu da sen mi yerle bir ediyorsun tek bir cümlenle? Haksızlık karşısında sesin çıkıyor mu yoksa dilsiz şeytanlardan mısın? Mermi gibi insanların kalplerini/akıllarını dağıtmaya mı yoksa fitneyi/kötülüğü çekip yüreklerden çıkarmaya mı döndürüyorsun dilini? Peki ‘ya hayr konuş ya da sus’ hadisi şerifini duydun mu, susmayı ne zaman öğreneceksin?

Bu misalleri kulağımıza küpe edip unutmamalıyız. Nimetlerin hakkını vermek, hayır üzere kullanmak üzere hareket etmeliyiz.

Rabbim bu bilinçte hareket etmeyi ,insanlara faydalı olmayı,Hakkı gizlemeden değiştirmeden haykırmayı,nimetlere hakkıyla şükretmeyi nasip eylesin.

SELAM VE DUA İLE…..